Çocuk + ebeveyn
Aile Sahnesi
Çocukların ve ebeveynlerin birlikte katıldığı oyun, doğaçlama, masal ve sahne kurma deneyimi.
İlgileniyorum
Ölüm Arefesi; ölmek üzere olan bir adam ile onun ruhu arasında geçen absürd, mizahi ve hüzünlü bir hesaplaşmanın hikâyesi. Hayatta kalan son 1 saati boyunca didişen, söyleşen, ağlaşan, veda mektupları yazmaya çalışan Ölüsü ve Dirisi yaşamın değeri üzerine kara mizah dolu bir diyalogla tartışırken eski sevgili Febiha'nın dönmesiyle işler karışır. Ölüm Arefesi, ölüm korkusu üzerinden yaşantıları, pişmanlıkları ve yeniden sevmeyi sorgulatan çarpıcı bir kara mizah oyunudur.
Ölüm Arefesi; ölmek üzere olan bir adam ile onun ruhu arasında geçen absürd, mizahi ve hüzünlü bir hesaplaşmanın hikâyesi. Hayatta kalan son 1 saati boyunca didişen, söyleşen, ağlaşan, veda mektupları yazmaya çalışan Ölüsü ve Dirisi yaşamın değeri üzerine kara mizah dolu bir diyalogla tartışırken eski sevgili Febiha'nın dönmesiyle işler karışır. Ölüm Arefesi, ölüm korkusu üzerinden yaşantıları, pişmanlıkları ve yeniden sevmeyi sorgulatan çarpıcı bir kara mizah oyunudur.
Yaklaşan oyun tarihleri netleştiğinde burada duyuracağız. Bu arada açık seans ve atölye takvimine göz atabilirsiniz.
Atölyelere BakYeni atölye ve sahne deneyimlerinin tarihleri hazırlanıyor. İlgilendiğiniz başlığı paylaşın; yeni seanslar açıldığında size haber verelim.
Aşağıdaki başlıklar kısa atölye, sahne deneyimi veya etkinlik formatında açılabilir. İlgilendiğiniz başlığı seçin; tarih ve kontenjan netleştiğinde size haber verelim.
Çocuk + ebeveyn
Çocukların ve ebeveynlerin birlikte katıldığı oyun, doğaçlama, masal ve sahne kurma deneyimi.
İlgileniyorumAnlatı / yazı
Kişisel bir anı, tanıklık veya şehir hikayesini kısa bir sahne anlatısına dönüştürme çalışması.
İlgileniyorumOyun / roleplay
Rol yapma oyunlarındaki karakter, seçim ve çatışma mantığını sahne doğaçlamasına taşıyan deneyim.
İlgileniyorumSes / podcast
Ses, nefes, mikrofon, efekt ve radyo tiyatrosu mantığıyla kısa bir audio performans üretme.
İlgileniyorumKent / hafıza
Mahalle, hafıza, sokak ve şehir deneyimlerinden kısa sahne parçaları çıkaran yerel anlatı buluşması.
İlgileniyorumSeyirci / okuma
Bir oyunu izlerken metin, reji, oyunculuk ve sahne dili nasıl okunur sorusuna pratik bir giriş.
İlgileniyorumDuyusal deneyim
Görsel alışkanlıkları azaltıp ses, mesafe, ritim ve duyusal farkındalıkla sahne kurma çalışması.
İlgileniyorumNesne tiyatrosu
Gündelik objeler, kukla ve masa üstü performans araçlarıyla kısa hikayeler kurma.
İlgileniyorumOyun / tür
Aynı kısa sahneyi dram, komedi ve absürt yorumlarla deneyerek tür değişiminin etkisini görme.
İlgileniyorumAI / yazı
Yapay zeka araçlarıyla karakter, diyalog ve sahne fikri üretip sahne üstünde test etme.
İlgileniyorumSosyal / oyun
Yetişkinler için yaratıcı sosyalleşme, doğaçlama ve hikaye kurma odaklı hafif bir sahne akşamı.
İlgileniyorumAtölye İlgi Formu
Biletli seansların dışında ilgilendiğiniz başlıkları, deneyim durumunuzu ve uygun olduğunuz günleri paylaşın; yeni seanslar açıldığında sizinle WhatsApp üzerinden iletişime geçelim.
Zorunlu alanlar ile işaretlidir.
GRİ Sahne, Haziran 2012'de Ümit Doğan ve Seda Yüz tarafından kuruldu. Kuruluşundan bu yana Harold Pinter ve Samuel Beckett gibi kült absurd yazarların eserlerine, Will Eno gibi çağdaş absurd metinlere, ayrıca Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat gibi klasikleşmiş Türk yazarlarının oyunlarına ev sahipliği yaptı. Bunun yanında Funda Özşener gibi yeni nesil Türk yazarlarının oyunları da sahnemizde yer buldu. GRİ Sahne, kendi yapımlarının yanı sıra konuk ekiplerin kullanımına da açıktır.
Şişli'deki sahnenin kentsel dönüşüm kapsamında yıkılmasının ardından ekip, Beyoğlu Kumbaracı Yokuşu'ndaki eski bir marangoz atölyesini tiyatroya dönüştürerek 2018 yılında yeni mekânına taşındı.
Beyoğlu'ndaki Kumbaracı Yokuşu'nda bulunan sahnemiz, 75 kişilik kapasitesiyle konuk ekiplere açıktır. Sahne alanımız 4.5 metre eninde ve 6 metre derinliğindedir; temel ses ve ışık altyapısıyla, yoğun ışık tasarımı veya kapsamlı dekor gerektirmeyen oyunlar için idealdir.
Detaylı teknik bilgi ve kullanım koşulları için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Gösteri · prova · çekim · etkinlik
Beyoğlu’ndaki 75 kişilik sahnemizin ölçülerini, teknik olanaklarını ve kullanım koşullarını tek sayfada inceleyin. Tarih ve toplam kullanım süresini paylaşarak teklif isteyin.
75 kişi
4,5 × 6 m sahne · fuaye · temel teknik altyapı
Ülkemiz edebiyatı Garip Akımı'nın en önemli yazarlarından Oktay Rifat'ın kaleminden Yağmur Sıkıntısı GRİ Sahne'de seyirciyle buluşuyor. Evli bir çift olan ARİF ve İNCİ güne olağan bir sabah kahvaltısı ile başlar. İNCİ'nin sırrının ortaya çıkışı, ARİF'in korkunç intikamına ve İNCİ'nin geri dönüşü olmayan çöküşüne yol açar. İyi ile kötü, aşk ile para, huzur ile ihtiras arasındaki kadim ve çetin çatışma oyunda, insanca yaşamak arzusu ile hayatta kalma dürtüsü arasındaki çekişme ile anlam bulur. ARİF: Ben dolap çevirmiyorum. Ben bu düzenin içinde bu düzene göre iş yapıyorum. Yüreğimin sızladığı çok oluyor. Sağlam bir düzenin komisyoncu Arif'i başka türlü olabilirdi. … İNCİ: Ben yaşamak isterim. Elimi uzattığım insana güvenmek isterim.
Nobel ödüllü yazar Harold Pinter'ın başyapıtlarından Kapıcı seyirciyle buluşuyor. Dünya tiyatrosunun en önemli yazarlarından Nobel ödüllü Harold Pinter'ın başyapıtlarından biri kabul edilen Kapıcı, sokakta yaşayan bir serserinin, kendi evinde tadilat işleriyle uğraşan Aston tarafından yaşadığı yere getirilmesi ve Aston'ın kardeşi Mick'in de olaya dahil olmasıyla bu üç tuhaf tip arasında geçen güç mücadelesini hem eğlenceli hem de hüzünlü bir şekilde aktarır. Pinter'ın kendine has güçlü dili ve kullandığı evrensel temalar oyunu zaman ve mekandan bağımsız hale getirmiş, oyun modern bir klasik olarak bugüne kadar 25 ülkede sahnelenmiştir. Harold Pinter bütün bunları her zamanki ustalıklı diliyle anlatırken, bu derme çatma odadaki üç adamın hikayesine kapı aralığından tanık olmamızı sağlıyor. Kapıcı, gülmek ve ağlamak arasındaki sınırda, seyircileri insan olma durumuyla baş başa bırakıyor.
Türk tiyatrosunun en önemli yazarlarından Funda Özşener'in 2008 yılında kaleme aldığı Kayalıklar Meryemi, herhangi bir zamanda, İstanbul'un dışında bir balık konservesi fabrikasında geçmektedir. Oyun, yok olan insanla ilgilidir. Bu yok oluş oyunun ana karakteri Virgin'in hafızasını kaybetmesiyle anlam bulur. Hafızası olmayan insan bir dilden de yoksundur. Anladığımız anlamda bir çatışmalar ve ilişkiler denklemi üzerine kurulu olmayan karakterler, bizim bir anlamda anladığımız ama bir anlamda da hiçbir şekilde anlayamayacağımız bir dilde konuşurlar. Oyunun tuhaf ve absürd dünyası en fazla içinde yaşadığımız dünya kadar anlaşılmaz ve gariptir. Seyirci ise dışarıda kendi yaşadığı dünya ile balık fabrikası ve onun ucube karakterleri arasında hiç beklemediği bir bağ kurar ve umulur ki içinde bulunduğu durumu başka bir açıdan anlama fırsatı bulur.
Amerikalı yazar Will Eno'nun 2005 yılında Pulitzer Drama finallerine kalan oyunu Thom Pain hiçbir şey hakkında tek kişilik bir oyun. Bağlantısız gibi görünen ve sürekli yön değiştiren monologlardan oluşan oyunda Thom Pain'in arı kazası, köpeğinin ölümü ve bir kadınla yaşadığı aşka dair anılarını dinlerken, Thom'un ve haliyle modern insanın çöküşüne ve her şeye rağmen varolma çabasına tanık oluruz. Thom Pain kendi korkularını sorgularken aynı zamanda insanlığın ve belki sizin de başarısızlığınızı sorguluyor. Hayatın bir anlamı olmasını, hayatın kalıntılarını kendisi ve seyirciler için bir kurtuluşa, değerli bir şeye çevirmeyi istiyor. Thom sonunda bir çıkış yolu bulabilecek mi?
Bir kış gecesi birbirlerinin dünyasına adım atan iki kişi, bencilce bir anlatma isteğiyle yola çıkıp kendilerini keşfetmeye başlarlar. Mikadonun Çöpleri karmaşanın oyunu… Nesnel olanla öznel olanın, gerçek olanla hayal olanın, somut olanla soyut olanın iç içe girdiği belirsizliğin oyunu… Roller değişiyor. Peki ya hikayeler? Belki de; hiçbir sahne aynen geçmez. Değişe değişe geçer.
Oyun 1944'de Fransa'daki bir grup dirençinin bir köyü ele geçirmeye çalışırken Petain yanlısı milisler tarafından ele geçirilerek sorgulanmalarını konu ediyor. Direnişçiler milisler tarafından teker teker sorgulanıyor ve işkenceden geçiriliyor. Sorgulanan direnişçiler kendi varoluşlarına dair anlam yükledikleri tüm toplumsal değerleri sorgularken kendi bireysel seçimlerinin onları özgürlüğe taşıyabileceği meselesiyle yüzleşiyorlar. Oyunda savaşın yıkıcı atmosferinde insanın varolma mücadelesi Sartre'ın varoluşçuluk felsefesi ekseninde anlatılıyor.
Prenses Salomé'nin İncil'de geçen trajik öyküsünden yola çıkılarak yazılan oyunda, genç ve güzel prensesin sınırsız ihtiras ve ölüm arasındaki çizgide dolaşmasına tanık olacaksınız. Oscar Wilde'ın şiirsel ve kendine has üslubuyla kaleme aldığı bu tarihi hikayede dünyevi tutkuların trajediye uzanan izlerini takip ediliyor. "Yahya! Senin bedenine aşığım Yahya!"
"Gelecek nice çağlarda, Daha doğmamış devletler, bilinmedik dillerde Oynanacak yaşadığımız bu yüce oyun" Tiyatro ve tarih sahnesinde defalarca oynanan Jül Sezar'ın trajedisi, bu kez kadınlar tarafından sahneleniyor. Jül Sezar, iktidar tutkusu ve imkansız idealler üzerine ölümsüz bir oyun. Sabahattin Eyüboğlu'nun dilimize kazandırdığı William Shakespeare'in en önemli trajedilerinden Jül Sezar, GRİ'nin yorumuyla tekrar sahnede.
Bir ofis, üç maymun ve sonu gelmeyen bir kabus… Yeni oyun alanına hoş geldin. Artık sana sunulan bu hayatı yaşayacaksın. İstedikleri vakitte uyuyacak, istedikleri vakitte besleneceksin ve sahiplerinin istediği işleri yapacaksın. Unutma, sen bir bireysin, o yüzden başka kimseye ihtiyacın yok. Kimseyle konuşmana, kimseden yardım istemene gerek yok.
Adalet Ağaoğlu'nun yazdığı Kozalar oyunu, kendi dünyalarının dışında ne olup bittiğini umursamayan 3 kadının, kapının çalınmasıyla yaşadıkları dönüşümü anlatıyor. Sıcak yuvalarında huzur içinde otururlarken, bir gün onların da kapıları çalınıyor. Neler olduğuna anlam veremeyen karakterler, güvende oldukları yeri dışarının kötülüğünden arındırmaya ve kendilerine ait olanı korumaya çalışıyorlar. Adalet Ağaoğlu, 1971 yılında yazmış olduğu oyununda, bizleri gündelik bir ev ziyaretinde, dünyada olup biten hiçbir şeye karışmayarak çaylarını yudumlamaya devam eden bu üç kadınla tanıştırıyor. Fakat an geliyor ki kapılar kırılacak gibi oluyor. Kapılar açılacak mı? Dönüşüm başlayacak mı?
Felaket, modern insanı ilkelliğin içinde yapayalnız bırakıyor. Bembeyaz bir felaketin ortasında gerçek felaket modern insanın kendisi mi? Varlığını diğerlerinin yok oluşunda arayan birey tek başına var olabilir mi? Birlikte birey olmak mümkün mü? Oyun, GRİ Tiyatro Laboratuarı çalışmalarının bir ürünü. Oyun metni de bu laboratuar çalışmalarıyla birlikte oluştu. Bu iç içe süreç, alışılagelenin tersine, metnin sahneleme imkanları dahilinde gelişimine ve yapılanmasına olanak sağladı.
5 Harold Pinter Kısası: Yolluk, Yeni Dünya Düzeni, Tamı Tamına, Dağ Dili, Parti Zamanı Dışarıda bir şeyler oluyor. Önemsiz bir şey mi? Yoksa dünya yerinden mi oynuyor? Olsun şimdi "Parti Zamanı"… Seçkin insaların partisi devam ediyor. Her yeni gün değişen dünya adaletsizliğini bir kez daha gösteriyor. Bazıları dünyaya adalet ve demokrasi getiriyor. Bunun adına "Yeni Dünya Düzeni" deniyor. Bir yerlerde birileri sadece düşündükleri ya da sadece varoldukları için yargılanıyor. Sıradan bir içki masasında "Tamı Tamına" yirmi milyon insanın kaderi belirleniyor. 1984 – 1993 yılları arasında yazılan oyunlar arasında Pinter'ın Türkiye ziyareti sonrasında Kürtçe yasağı üzerine yazdığı "Dağ Dili" ve Londra'da tanıştığı iki Türk kadının onda bıraktığı yıkıcı izlenimle yazdığı ve işkenceyi konu alan Yolluk da var.
Bazıları Türkiye'de ilk kez GRİ tarafından sahnelenen Samuel Beckett'in beş kısa oyunundan oluşan "Kısalar", GRİ Sahne'de. Oynanış sırasına göre: Sözsüz Oyun I, Adımlar, Ohio Doğaçlaması, Felaket, Sözsüz Oyun II, Ben Değil, Geliş ve Gidiş, Ne Nerede Hayatın temel çelişkisi olarak varlık ve hiçlik meselesini incelikle işleyen Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Samuel Beckett, tüm mekanlara ve tüm zamanlara hitap eden evrensel bir bakış açısıyla kaleme aldığı varoluşçu, absürd ve minimalist tiyatro eserlerinde insanın her şeye rağmen devam etme zorunluluğunu yalın bir şekilde yansıtır.
20. yüzyıl en önemli yazarlarından, Pinteresque akımına adını veren Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Harold Pinter'ın 2000 yılında yazdığı son oyunu "Kutlama", Türkiye'de ilk kez GRİ tarafından sahneleniyor. Herkesin birbirinin canını yakarak kendi varlığını "kutladığı" bir akşam yemeği. "Ambiyansın insanı çepeçevre sardığı" bu restoran üstünlük elde etmek için birbiriyle acımasızca çarpışan bireylerin savaşına sahne oluyor. Her şeyin giderek sanallaştığı, gerçeklik algısının durmadan değiştiği dünyada; anlamı kaybeden, acı çekmeyi hatta mutlu olmayı bile reddeden birey ait olduğu sınıfın dinamikleriyle neye dönüşüyor? Yine de hala gerçek olan bir şey var mı? Geriye kutlanacak bir şey kaldı mı?
Sorularınız, bilet talepleriniz, kiralama istekleriniz veya atölye başvurularınız için bize aşağıdaki kanallardan ulaşabilirsiniz. Sahnemize bekleriz!